170 Nereye Gider? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir Bakış
İstanbul’un karmaşasında, toplu taşıma araçları günlük yaşamın en temel unsurlarından biridir. Özellikle de 170 numaralı otobüs… Bazen, insanlar sadece “170 nereye gider?” diye merak ederken, aslında bu soru, farklı toplumsal grupların, cinsiyet rollerinin ve sosyal adaletin nasıl işlediğine dair çok daha derin bir anlam taşıyor. İstanbul’da her sabah işe gitmek için bindiğimiz otobüsler, bazen bizim dünyamıza, bazen de toplumsal yapıya dair çok şey anlatıyor.
170 Nereye Gider? – Birleşim Noktası
Her gün aynı saatlerde, İstanbul’un o yoğun trafiğinde, 170 numaralı otobüsle işe gitmeye çalışan bir grup insanla dolu oluyorum. Bazıları sabah erkenden bindiği için ilk koltukları kapmış, diğerleri ise otobüsün kapısında ayakta sıkışarak ilerlemeye çalışıyor. Peki, 170 nereye gider? Bu aslında sadece bir güzergah sorusu değil, aynı zamanda şehirdeki farklı yaşam biçimlerinin kesişim noktasını gösteren bir soru.
Günlük rutinimde, toplu taşıma araçlarına bindiğimde farklı sosyal gruplar arasında gözlemler yapmayı seviyorum. Bir sabah, 170’e binerken yanımda iki genç kadın vardı. Biri, üstü başı yeni ve pahalıydı, diğeriyse daha mütevazı bir şekilde giyinmişti. Yine de ikisi de aynı otobüste, aynı saatte, aynı amaca doğru gidiyorlardı. Ama, birinin cebinde akıllı telefon varken, diğerinin yalnızca eski model bir telefonla yetindiği çok açıktı. İkisi de aynı mekâna, aynı şehre, aynı sisteme ait olsalar da, dünyaları çok farklıydı. İşte 170 numaralı otobüs, bu iki dünyayı bir arada taşırken, aslında toplumsal sınıf farklarının da gözler önüne serildiği bir alan gibi karşımıza çıkıyor.
Toplumsal Cinsiyet ve 170: Kimin İçin Daha Kolay?
Toplumsal cinsiyetin, toplu taşımadaki etkilerini her gün gözlemliyorum. 170 numaralı otobüsün ön kapısında, kadınlar daha çok bekliyor. Sabahın erken saatlerinde, işyerlerine gitmek için yola çıkan kadınlar, çoğunlukla erkeklerden daha fazla sıkışıp kalıyorlar. Kadınların, otobüsün kapısına sıkışmak zorunda kalmalarının sebepleri ise bir hayli çeşitli. Sosyal normlar gereği, kadınların ev işleri, çocuk bakımı gibi yükleri, onları daha erken saatlerde yola çıkmaya zorlamakta. Bu durum, sabah saatlerinde toplu taşıma araçlarına binme şekillerini ve sosyal etkileşimlerini doğrudan etkiliyor. Kadınlar, 170 otobüsünde, genellikle daha az rahat bir yolculuk yapıyorlar ve bu, sadece fiziksel bir sıkışıklık değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir yansıması.
Sosyal Adalet Perspektifinden 170: Adaletsizlik mi, Fırsat Eşitliği mi?
Bir de sosyal adalet açısından bakmamız gereken bir gerçek var. İstanbul’un yoğun trafiğinde, toplu taşıma araçları, bazen sadece ulaşım aracı olmaktan çıkarak, sınıf ayrımlarının açıkça görüldüğü bir yer haline geliyor. 170 nereye gider? Kimi için iş yerlerine, kimi içinse evine gitmeye; ama çoğunlukla bu toplu taşıma aracı, ekonomik sınıf farklarının da belirginleştiği bir alan. Bazen, kalabalık otobüslerde, gece geç saatte, mesai bitimiyle eve dönen işçi sınıfından insanların nasıl yer bulmakta zorlandığını görüyorum. Gündüzleri ise, daha iyi gelir düzeyine sahip olanlar, şık kıyafetleriyle ve akıllı telefonlarıyla oldukça rahat bir yolculuk yapabiliyorlar. Birinin yolda rahatça oturması, diğerinin ayakta, sıcakta terleyerek gitmesi, şehirdeki eşitsizliği net bir şekilde gözler önüne seriyor.
Sosyal adaletin bir parçası olarak, toplu taşıma araçlarının daha fazla erişilebilir olması gerektiği de ortada. 170 otobüsü, sadece bir ulaşım aracı değil, toplumsal eşitsizliklerin gün yüzüne çıktığı, sınıfsal farklılıkların belirginleştiği bir mecra. Herkesin eşit bir şekilde ulaşım hakkına sahip olması, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi önemli toplumsal meselelerin de çözülmesine yardımcı olabilir. Peki, 170 nereye gider? Gerçekten herkes için aynı noktaya mı gidiyor, yoksa bazı gruplar daha rahat, daha eşit bir şekilde mi ulaşabiliyor?
Çeşitlilik ve Toplumsal Gruplar: 170 ve Farklı Dünyalar
Her gün, 170 numaralı otobüsle yola çıkan insanlar arasında, farklı etnik kökenlerden gelen, farklı yaşlardaki bireyleri görüyorum. Bu çeşitlilik, otobüsü sadece bir taşıma aracı olmaktan çıkarmıyor, aynı zamanda insanların bir arada yaşadığı, bir arada bulunmak zorunda olduğu bir alan haline getiriyor. İstanbul gibi kozmopolit bir şehirde, 170 numaralı otobüs, farklı dil, kültür ve yaşam biçimlerinden insanların birleştiği bir alan. Bir tarafta, sabahları işe giden, sınıf farkı gözetmeyen, mutlu ya da mutsuz bir şekilde işe koşanlar; diğer tarafta, sokakta uyuyan, geçimini zor sağlayan insanlar var. İki dünyanın kesişim noktası olan bu otobüs, o kadar çok hikâyeyi barındırıyor ki, sadece 170 nereye gider sorusunun cevabı değil, aynı zamanda toplumun nasıl şekillendiğine dair önemli ipuçları veriyor.
Sonuç: 170 Nereye Gider? Bunu Hep Birlikte Düşünmeliyiz
Sonuçta, 170 numaralı otobüs, sadece bir ulaşım aracı değil, İstanbul’un ve aslında tüm dünyadaki toplumsal yapıları anlamamıza yardımcı olan bir gösterge. Birçok insanın, toplumsal cinsiyet, sınıf ve çeşitlilik açısından nasıl farklı deneyimler yaşadığını görmemiz, bu dünyada daha adil bir yer edinmek için hepimizin birlikte hareket etmemiz gerektiğini ortaya koyuyor. 170 nereye gider? Bu sorunun cevabı, sadece bir güzergahın sorusu değil, aynı zamanda toplumsal yapının, eşitsizliklerin, fırsat eşitliğinin ve farklı yaşam biçimlerinin nasıl kesiştiğini anlamamıza dair önemli bir ipucu sunuyor.